LYS ve YGS’den önce..
->
Sınava hazırlık süreci tüm hızıyla devam ediyor. Başarılıysanız sizin için
sorun yok gibi. Ama ya başarısız olduğunuzu düşünüyorsanız! Basan
kavramının somut bir tanımını bile vermekte zorlanıyorsak, nasıl olacak da
“başarılıyız” veya “başarısızız” şeklindeki bir değer sistemi içinde kendimizi
değerlendireceğiz? Kime göre veya neye göre “basan”?
Sabah bir bardak sıcak çayı yudumlayıp tostumuzun ucundan birazcık
koparırken kendimizi ne ölçüde başarılı hissediyoruz? Bunu bir basan
değerlendirme süzgecinden geçiriyor muyuz?
Okul veya dershaneye gelirken kullandığımız güzergâh her gün aynı
yoğunlukta mı? Minibüs, belediye otobüsü veya tramvay hep aynı saatte hazır
ve nazır bizi bekliyor mu? Bu konuda zamanı başarıyla yönetiyor muyuz?
Sorumluluklarımızı, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı hangi basan
standardına göre değerlendiriyoruz? İletişimde başarılı biri miyiz?
İnsan neden hep kendini yetersiz, kifayetsiz hisseder de elindekinin farkına varmaz? Acaba basan, bizi maymun iştahlı olmaya, sübjektif değerlendirme yapmaya meylettiren bir olgu mu? Yaşam boyu hep başarılı olduk da sadece sınavlarda mı istediğimiz başarıyı yakalayamıyoruz? Her şey yolunda da sadece eğitim hayatımız mı istediğimiz gibi yürümüyor?
Peki! Neyi, ne kadar, ne zaman, nasıl ve niçin istediğimizin farkında mıyız? Bunu gerçekten ne ölçüde istediğimize dair bir değerlendirme fırsatı yakaladık mı? Olmasını istediğimiz basan hangisi?
Çevremizin ne kadar farkındayız? Etrafımıza hangi gözlerle bakıyoruz? Sokakta yanımızda yürüyen insanların, minibüste arkamızda oturan yaşlı ninenin, bir elinde çantası, diğer elinde cep telefonu hem konuşan, hem de telaşla yanımızdan geçen boyarım basan algılayışı ile bizim basan algımızda bir benzeşim olup olmadığını hiç düşündük mü?
Parkın kenarındaki banka sığınmış evsiz bir garibanın başarı algısı acaba nasıl? “Bu günlük de yatacak bir yerimiz var* deyip, kendini başarılı mı hissediyor yoksa bu karmaşa ve yansın içinde hala açlığının karın gurultusunu gîderemediği için başarısızlık hissi içinde mi?
Sonbahar yaprakları gibi dökülüp, bakım evine mahkûm olmuş, pencere kenarında boş ve yorgun gözlerle sokağa bakan yaşlı bir amca için basan acaba hangi anlama geliyor?
Demir atölyesinde kızarı kor ateş karşısında külünk sallayan usta için başarı demire şekil verebilmek mi yoksa başka kriterler mi yar kendini başarılı addedecek?
İçindeki ezikliğe, burukluğa rağmen bize gülücükle hoş geldin diyebilen, estetiğimiz, görünüşümüz için bize yön veren tezgâhtar kızın basan algısı bizimki ile aynı mı?
Koyun sürüsünün ardında gece gündüz dolaşıp, kavalından nameler dökülen kepenekli çobanın başarı algısı ile bizimki arasında ne tür bir benzeşim var acaba?
Çok uzağa gitmeye gerek yok, hemen yanı başımızdaki berberin makas sesini hiç dinledik mi? Mahallemizdeki terzinin gözlüğünün üstünden gönderdiği derin bakışları hiç gördük mü? Et ile kan ile uğraşan kasabın hayatını ve yaşamı algılayış biçimini, basan hissini ne ölçüde hissediyoruz? Acaba gerçek yaşamda bu kadar gaddar mı yoksa içinde bir melek mi taşıyor? Doktorlar çok mu başarılı? Avukatlar, mühendisler, öğretmenler basanda nirvanaya ulaşmış kişiler mi?
Yaşam sadece biz insanlara mı ait? Dünya sadece bizim eksenimizde mi dönüyor? Şehir hattı vapurunun arkasına takılan ve bir dilim simit parçası için bin bir kanat çırpan o martı sürüsünün içinde en başarılı olan hangisi?
Başarıyı sadece yarışlarla mı özdeşleştirdik? Yansı kazanırsak başarılı, kazanmazsak başarısız mıyız? Yaşam sadece yarışlardan mı ibaret? Yoksa yaşam başlı başına bir yansın ta kendisi mi?
Bu soruları sonsuza kadar uzatmak mümkün! Bu kadar sorunun ardından bu yazıyı kaleme alan ben, ne kadar başarılıyım acaba bir de kendime bunu sorayım! Başarılı mıyım değil miyim bilmiyorum. Bunu çok da umursamıyorum. Ama bildiğim şu ki; basan kıyas götürecek bir kavram olmamalı..
Sadece yaşantımızı büyük ölçüde değiştiren şeyler değil, küçük şeylerin de basan sorgulamasında bir rolü olmalı. Hepten de başarısız olmadığımızı bilmeli, başarılarımızın tadını çıkarmalıyız.
İnsan küçük şeylerle mutlu olabilen, küçük heyecanlarla coşabilen bir varlıktır. Anlık kaygı ve üzüntülerimiz ile yönetilen bir hayat yerine anlık sevinç ve heyecanlarımızın da farkına varmalı bunlarla hayatımızı daha yaşanabilir bir sürece dönüştürmenin yöntemini öğrenmeliyiz.
Dünyada mutlu olmaya değecek o kadar çok şey var ki!